Махмуд ибн ул-Хусейін ибн Мухаммад әл-Қашқари «Диуани луғати-т түрк» («Түрк тілдерінің жинағы»)

Жалпы мәлімет

 


 

Жалпы мәлімет:  1072 жылдың 25 қаңтар 1074 жылдың 10 ақпан  аралықта арабша түрк тілдерінің табиғаты, болмысын энциклопедиялық көлемде жазған іргелі еңбек. «Диванның» авторы – Махмуд ибн ул-Хусайн ибн Мухаммад әл-Қашқари. Еңбектің түпнұсқасы бізге жетпеген. Оның жалғыз көшірмесі 1266 жылы жасалған. Ол туралы осы көшірменің соңында «Әуелі Саве, кейінірек Шам, яғни Дамаск қаласының тұрғыны Мухаммед ибн Ебибекир ибни Ебилфетих (оны тәңрі жарылқасын!) осы кітапты түпнұсқасынан көшіріп бітірді» –деген ескерту бар.

Ол Қашқарда туып, өмірінің жастық, жігіттік шағын Баласағұнда өткізген. Араб тілі мен араб әдебиетін, парсы мәдениетін Махмұд Қашқари өте жақсы білген. Грамматика жазудың классикалық әдісін жете меңгерген. Бұл салада ол Бағдад оқымыстыларымен әріптес болған. «Диван» авторының өзі бұл жөнінде: «Кітапты жазу үстінде Халил бин Ахмедтің «Қитабул айни» деген шығармасында қолданылған тәртіпті ұстандым» деп жазады. Ол айтып атырған Абу Абдур-Рахман ал-Халил бин Ахмед бин Аир бин Тамим ал-Азди ал-Фарагиди ал-Я'хмади ал-Басри (717-791 немесе 702-776 немесе 712-786 ж.) әрі ақын, әрі тіл өнері мен өлең құрылысы жайында бірнеше кітап жазған, «Китабул айни» деген атақты еңбектің авторы, үлкен ғалым болған.

 

            Ғылыми зерттеулер: Түрк тіліне алғаш рет Бесім Аталай аударды. Ең соңғы ғылыми аударма ретінде Ахмет Ержыласұн, Зият Аққойынлы зерттеулері бар.

 

Әдебиет:

Divanü lugat-it-Türk-1, 1985- Divanü lugat-it-Türk. Tercümesi. Čeviren Besim Atalay. Ankara, 1985. cilt I.- pp.1-530

Divanü lugat-it-Türk-2 - Divanü lugat-it-Türk. Tercümesi. Čeviren Besim Atalay. cilt II. pp. 1-366

Divanü lugat-it-Türk-3 - Divanü lugat-it-Türk. Tercümesi. Čeviren Besim Atalay.  Ankara, 1986, cilt III. pp.1- 462 .

Divanü lugat-it-Türk-4 - Divanü lugat-it-Türk. Tercümesi. Čeviren Besim Atalay.  Ankara, 1986, cilt IV. pp.1-886.

Kaşğarlı Mahmud  Divanü lugati’t-Türk. Giriş-Metin-Çeviri-Notlar-Dizinç Hazırlayanlar: Ahmet B.Ercilasun, Ziyat Akkoyunlu. TDK yayınları:1220, -Ankara, 2014. -995.

 

 

Мәтін:

 

Esirgeyen, Bağışlayan Tanrı'nıŋ Adıyla -Ve O'nuŋ Yardımıyla-

Çok erdemli, güzel eylemli Allah'a hamd olsun! En sağlıklının hasta, en doğru qonuşanın kekre olduğu bir zamanda (Kur'an'ı) indirerek bildirmek ve açıqlamaq üzere Muhammed'e Cebrail'i O gönderdi. Onda açıqlanmıştır haram ve helal. Odur yolu gösterecek qılavuz ve meş'al. Allah'ın duası, tertemiz olan ve bütün hayırları kendilerinde toplayan Peygamber ve sülalesinin üzerine olsun; selamet içinde olsunlar!

Şimdi, Muhammed oğlu Hüseyin oğlu Mahmud kulunuz dedi ki:

Gördüm ki: Yüce Taŋrı, Türk burçlarında doğdurdu devlet güneşini; onların ülkeleri etrafında döndürdü göklerin çemberini; ve onlara ad verdi Türk diye; ülkelerin idaresini verdi mülk diye; zamanın hakanları yaptı onları; ellerine verildi günümüzdeki insanların yuları; onları görevlendirdi halk üzre; onları kuvvetlendirdi hak üzre; aziz qıldı onlara yanaşanları ve idareleri altında çalışanları; onlar (Türkler) sayesinde muratlarına erdiler ve ayak taqımının şerrinden esen oldular. Aqlı olan herkes onlara qatılmalı ve onların oqlarından qorunmalı. En iyi yol konuşmaktır onların dillerini; duyurabilmek için onlara ve meylettire bilmek için gönüllerini. Takımından ayrılıp Türklere sığındığı zaman bir düşman, güven verilip ona kurtarıldığı zaman korkularından; başkaları da sığınır onunla beraber, ve üzerlerinden kalkmış olur tüm zarar.

Buhara imamlarından ve Nişaburlu bir başka imamdan açıkça ve kesin olarak işittim ki: Onlar Peygamber efendimize dayandırarak şöyle rivayet ettiler. Peygamberimiz (s.a.) qıyamet gününün şartlarını, ahir zamanın fitnelerini, Oğuz Türklerinin çıkışını anlatırken dedi ki: Te'allemu: lisame't-turki fe-inne lehum mulken tuıvaden (Türk dilini öğreniniz, çünkü onHrırı ok uzun sürecek saltanat vardır.). Bu rivayet, "tuwa:l (çok uzun)" kelimesindeki ti harfinin ötreli şekli iledir. Bu hadis doğru ise -sorumluluğu ravilere aittir- Türk dilini öğrenmek vaciptir; eğer doğru değilse, aklın gereği budur.

Bu sebeple ben onların ülkelerini ve bozkırlarını inceledim; Türk, Türkmen, Oğuz, Çigil, Yağma ve Kırgızların lehçelerini ve kafiyelerini öğrendim. Zaten ben onların, dilde en doğruyu bilenlerinden, anlatımda en açık olanlarından, akılca en yetkinlerinden, soyca en köklülerinden, mızrakta en iyi atıcılarındanım. Böylece her boyun dili bende en mükemmel şeklini buldu. Sonra bu kitabı en iyi şekilde düzenleyerek yazdım. Yüce Allah'ın yardımına sığınıp kitabımı Divanu Lugati't-Türk (Türk Lehçelerinin Divanı) diye adlandırarak ortaya koydum. Sonsuza kadar anılsın ve ebedi bir hazine olsun diye.

 

Mukaddes hazreti Peygamber ve imamların, Haşimi ve Abbasilerin soyundan; efendimiz, velinimetimiz; müminlerin emiri, alemlerin rabbinin halifesi Ebilkasım Abdullah bin Muhammed, el-Muktedi bi-Emrillah'a ihtiramla! Allah halifenin ömrünü, daimi ve uzun bir izzet, bahtiyar ve huzurlu bir yaşayış içinde uzatsın! Yüceliğin en geniş alanlarına yayarak, saltanatının temellerini, izzet içinde sabit kılsın! Elinin cömertliği sayesinde insanlara sağladığı esenliğin lutfuyla, yıldız zamanının talihiyle, okun on ikiden vuran gidişiyle, zaferin yüceliğiyle birleşmiş dostlarla, kahrın zilletiyle perişan olmuş düşmanlarla, rehberliğinin derecesini yüceltsin! Allah onun gölgesini, güzelliğini, kudretini, faziletini, celalini Müslümanların üstünden eksik etmesin!

Kitabı sözlük harfleri sırasına göre düzenledim. Zorlukları yumuşasın, derinlikleri ve en dipteki noktaları açıklansın diye hikmetler, seciler, atasözleri, şiirler, recezler ve nesirlerle süsledim. Her söz yerli yerine otursun, yanlış olanlar bilinsin, kelimeleri arayanlar konuldukları yerde onları bulsunlar, isteyenler belirlendikleri yerde onları görsünler diye yıllarca eziyet çektim.

Bu dilin tamamını sekiz kitapta topladım.

Bunlardan birincisi hemze kitabıdır. Yüce Allah'ın yazılışıyla (başlamanın) uğurlu olacağını düşünerek onu öne aldık.

İkincisi salim kitabı.

Üçüncüsü muzaaf kitabı.

Dördüncüsü misal kitabı.

Beşincisi üçler kitabı.

Altmcısı dörtler kitabı.

Yedincisi gunne kitabı.

Sekizincisi iki sakin (sükunlu) harfin toplandığı kitap.

Bu kitaplardan her birini, derecelerine göre sıralanmış baplar halinde, yani birincileri birinci olarak, isimler ve fiiller şeklinde iki kısma ayırdım. İsimleri fiillerden önce aldım; sonra fiillere geçtim. Bu kitapların ve bapların adlarını Arapça terimlerden ödünç aldım; çünkü insanlar bunları biliyorlar. İçimde, kitabımı Halil'in Kitabu'l-Ayn'ında olduğu gibi, kullanılmakta olan ve kullanılmayan kelimeleri birlikte olacak şekilde hazırlamak arzusu coştu ki Türk dili ile Arapçanm iki yarış atı gibi aynı seviyede olduğunu göstereyim. Bu yol daha kapsamlı olurdu; ne var ki benim kurduğum yapı daha doğrudur. Çünkü bunu kullanmak daha kolaydır ve insanlar da buna rağbet eder. Bundan dolayı, özetlemek gayesiyle, kullanımda olanları tespit ettim; kullanılmayanları da bıraktım.

Aşağıda, Türkçedeki durumları bilinsin diye kullanımda olan ve olmayan kelimelere örnek verilmiştir.

arık

nehir (kullanılmakta)

akur

ahır ( " )

kar

kar ( " )

kara

siyah ( " )

raka

(kullanılmıyor)

rak

karşılaştırma eki (kullanılmakta)

azuk

yiyecek (kullanılmakta)

akuz

(kullanılmıyor)

kozı

kuzu (kullanılmakta)

kiz

kız (kullanılmakta)

zıkı

(kullanılmıyor)

zı.k

(kullanılmıyor)

Denilir ki "gidişi ilk adım gösterir." Rubailer ve diğer mezidler (türemiş kelimeler) buna göre kıyas olunur, işi hafifletmek ve yazmayı kısaltmak için bu yola meylettim. Kitabımı, benden önce uygulanmamış bir tasnifle ve üzerinde durulmamış bir telif tarzıyla ortaya koydum. Maddeleri, onları açıklayıcı örnekler vererek sıraladım; kuralları kendim teklif ettim ki yapılan iş ömek bir iş olsun, yapılan eser rehber bir eser olsun. Araştıran için kitabı yol gösterici hale getirdim; kendisinden öncekilere ikinci bir basamak, el atanlara bir program, yükselmek isteyenlere bir merdiven olsun istedim.

Her bir boydan örnek kökler aldım, türevlerini almadım. Onlardan çeşitli kelimeler dallanır. Çünkü geniş olanı özetlemekten hikmetler doğar. Aralarına kendi şiirlerinden tanıklar serpiştirdim. Bu şiirleri işlerini yaparken ve bir şey bildirmek istedikleri zaman söylerler. Aynı şekilde, üzüntü ve sevinç anında kullandıkları hikmet mahiyetinde atasözleri yerleştirdim. Onları ilk söyleyen aktarıcıya, aktarıcı da taşıyıcıya nakletmiştir. Kitapta yukarıda zikrettiklerimi ve tanınmış lehçeleri topladım. Seviye ve incelik bakımından kitap zirveye ulaştı. Niyetlendiğim iş için Allah'tan başarı dilerim. Gönlümü de bu işe verdim. Ulu ve azametli Allah'ın yardımı olmadan hiçbir güç ve kuvvet olamaz. O bize yeter; ne güzel vekildir O!


 

 

TÜRK LEHÇELERİNİN ÜZERİNE KURULDUĞU HARFLER HAKKINDA

 

Türk lehçelerinin dayandığı asli harflerin tümü 18'dir. Türk yazısı bunlarla yazılır. Onların hatırda kalması için şu ibare düzülmüştür: Axu:ke. leffe. seme, nezag. bezr. şetiyyen. Bu harfler aşağıdaki şekilde yazılır.

Arapçada bu harflerin karşılığı şöyledir:  Yazıda gösterilmeyen yedi tane de tali harf vardır; (Türk) lehçeleri bunlarsız olmaz. Bunlar sert be (p), Arap cim'i -ki bu dilde seyrektir-/ zay; şm ile ze arasında çıkan harf (j), Arap fe'si, noktalı ayın (art damak g'si), kef ile kaf arasında çıkan kef (ön damak g'si), gaym'la kaf ve nun'la kaf arasında çıkan gunneli kef {t]). Bu son harf, Türkler dışındakiler için çok zor telaffuz edilen bir harftir. Tali harfler, asli harfler gibi yazılır; fakat bazı noktalar konarak diğerlerinden ayırt edilir. Türk lehçelerinin hiçbirinde şe (s) bulunmaz. Vurgulu tı (t), zı (?), sad (ş), dad (z) harfleri de yoktur. Gırtlak harfleri olan ha (b), he (h) ve ayın (‘ ) da bulunmaz. Baykuş için ü.hi denir ama gerçek dilde, Kıpçak lehçesinde olduğu gibi g ile ü.gi şeklindedir. "Çakmak taşı" için Kençek lehçesinde çaha denir, fakat bu bozuktur. Göz ağrısı için ü.h denir, lakin bu da gerçek Türkçe değildir. Bunlardan başka h harfi, duraklama sırasında kullanılır. Şahini çağırırken tah tah ve tayı çağırırken kurnh kurrıh denmesi gibi. Bunlar anlamlı sözler değildir. He, Hotan konuşmasında bulunabilir; bu da Hint tesiri iledir. Kençek konuşmasında da bulunabilir; çünkü onlar Türk değildir.

Se yazmak ihtiyacı doğarsa Türk zel'i(d) şeklinde yazılır ve üzeri noktalandırılır. Dad da zel'in (d) noktalısı ile gösterilir. Sad ise sin şeklinde yazılıp noktalandırılır. Ha, ayın ve he noktalı hı şeklinde yazılır ve üzerine işaret konarak ayırt edilir. Çünkü bu harfler Arapçaya mahsustur. Türk alfabesiyle yazılacakları zaman şekil olarak bunlara benzetilir; aralarındaki fark nokta ve işaretlerle

Bu yazı yazılırken temel (kural) şudur: Telaffuzda yeri olmamasına rağmen her üstün elif'le; konuşmada olmamasına rağmen her ötre vavʻla; aslında olmamasına rağmen her esre ye ile gösterilir. Arapçada bunun benzeri şudur: Eb ve ax kelimelerini ha:za: ebuıke, raeytu eba:ke, merartu bi-ebi:ke ibareleri içinde, harekelendirmek maksadıyla, bir harf ekleyerek yazarsın. Eski zamandan bugüne kadar, Kaşgar'dan yukarı Çin'e dek, kuş bakışıyla bütün Türk ellerinde, hakanların ve sultanların kitaplarında ve yazışmalarmda bu yazı kullanılır.

 

Ayrıca Türk dili, kalınlık (işba:'^ "doyma"); daraltma (ima:le "eğme"); -üç harekede de- incelik (işma:m "koku, lezzet"); telaffuzda sertlik (şalatbe "sertlik, katılık"); yumuşaklık (rikke "yumuşaklık"); nazallık (ğunne)-, geniz harfi (barfe'l-xayşu:mi:); ünsüz birikmesi (cem'a beyne's-sa:kineyn "iki ünsüzün yan yana gelmesi"); kaf ile cim'in art arda gelmesi (içtima:'); b'nin m’ye, n'nin /'ye dönmesi (muba:dele) ve benzeri hususlar ihtiva eder. Bunlar yerinde belirtilecektir.

FİİLDEN TÜREMİŞ İSİMLER HAKKINDA

İsimler ikiye ayrılır: Türemiş olanlar, kökler. Fiilden türemiş isimler, on iki harften bir veya birkaçının araya sokulmasıyla elde edilir. Kılıç (seyf), ok (sehm) ve benzeri kök kelimeler bölünemezler; türemiş kelimeler ise bölünebilirler.

Yine bunlardan bazıları işitilen ve kullanılan kelimelerdir; bazıları ise kurala uygun, fakat kullanılmayan kelimelerdir. Ben kullanılmayanı bırakıp kullanılanı aldım. Öyle bir usul koydum ki kullanılmayan kelimeler bu usulle ortaya çıkarılabilir. İşte bu yolla fiilden türemiş isimler, on iki harften birinin eklenmesiyle elde edilir.

Bu harfler şunlardır: elif {A), te (t), cim (ç), şın (ş), gaym (ğ), kaf (k), gerçek kef (k), kaf ile kef arasında çıkarılan yumuşak kef (g), lam (/), mim (m), nun (n), vav (U).

Elif (A). "Alim, hakim, akıllı" anlamındaki bilge sözünde olduğu gibi. Bu kelime bildi sözünden türemiştir. "Akılca üstün olana verilen lakap" anlamındaki öge sözünde de aynı şey söz konusudur; "Bir şeyi düşündükten sonra anladı." anlamına gelen ödi ne^ni*® sözünden alınmıştır. Bir çeşit yemeğe uva denir; "bir şeyi ovaladı" anlamındaki uvdı sözünden alınmıştır; bu yemekte şeker ovulur. Elif, çoğunlukla mim ile birlikte olur. "Kakül" anlamındaki kesme sözünde olduğu gibi. Kesdi sözünden alınmıştır. Saçın o kısmı gözü kapatmaması için kesilir. Ördi kelimesinden alman örme saç örneğinde aynı şey vardır.

Te (t). "Kısa mızrak, harbe" anlamına gelen kaçut kelimesinde olduğu gibi. Kaçdı sözünden alınmıştır. "Elbise giydi." anlamındaki kedti sözünden alman ve "elbise" anlamında olan kedüt'te de aynı şey görülür. (10)

Cim (ç). "Yuvarlak ekmek" anlamındaki kömeç kelimesinde görülür. Bir şey küle ve benzeri şeylere gömüldüğü zaman kullanılan kömdi kelimesinden alınmıştır. İnsan sevindiği zaman kullanılan sewindi sözünden alman ve "sürür" anlamına gelen sevvinç kelimesinde de aynı şey vardır.

Şın (ş). "Tanıdık insan" için kullanılan biliş sözünde görülür. Bildi kelimesinden alınmıştır. "Mücadele ve harp" için uruş tokuş denir. Her ikisi de "vurdu" anlamına gelen ürdı, tokıdı kelimelerinden alınmışlardır.

Gayın (ğ). Üç durumu vardır.

Birincisi: Fiillere eklenerek onları isme benzetir. "Temiz şey" için kullanılan angkelimesindeki gibi. "Herhangi bir şey temizlendi" anlamına gelen arındı nei) sözünden alınmıştır. Kurı.dı kelimesinden alman ve "kuru şey" için kullanılan kurug örneği de böyledir.

İkincisi: Kök isimlere eklenir ve onlardan yer isimleri yapar. "Yazlık" anlamına gelen yayla.g sözündeki gibi. Yay "yaz" demektir; bu anlamı kazansın diye gaym konmuştur. "Kışlık yer" anlamındaki kışla.g da böyledir. Kış'tan gelmiştir. Gaym ona bu anlamı vermiştir.

Üçüncüsü: Bütün Türk lehçelerinde vav (U) ile birlikte fiillere eklenir; fiili, eşya yapan alet ismine çevirir. "Bir şeyi kesen alet" anlamındaki bıçgu sözünde olduğu gibi. Bı.çdı kelimesinden almmıştır. "Kendisiyle bir şeye vurulan nesne" için urgu neq denir; urdı kelimesinden alınmıştır. Yumuşak kef (g) de bu anlam için kullanılır. "Kesmek için kullanılan nesne" anlammdaki kesgü nei) sözünde olduğu gibi. (11) Kesdi kelimesinden alınmıştır. "Savurmak için kullanılan alet" anlammdaki ewü.sgü kelimesi de böyledir. "Savurdu" anlammdaki ewü.sdi kelimesinden alınmıştır. Gaym, kendilerinde incelik ve imale bulunmayan kalın ünlülü fiillere gelir; kef ise bunun tersi olan kelimelere eklenir. Türkçedeki gaym ve kef, Arapçada fiillerin başına eklenen mim yerindedir. Ekin biçmek için kullanılan mincel; un ve benzeri şeyleri elemek için kullanılan типхиі; tahıl savurmak için kullanılan minsef kelimelerindeki mim gibi.” Oğuzlar ise aynı anlam için gaym (ğ) ile kef (g) yerine elif (A); vav yerine de sin ve ye (sl) getirirler. Ağaç kesen nesneye yıga.ç biçe.si nei), odun kesen baltaya otu.i) kese.si baldu dedikleri gibi.

Zaman ve mekan isimleriyle mastarlar da aynı şekilde yapılır.

Hakaniye Türkleri ile diğerleri arasında; bir de Oğuz Türkmenleri ile diğerleri arasında bir fark vardır. Bu fark hiç değişmeyen bir ölçü olarak kullanılır. Bunlardan yerleri gelince bahsedeceğiz inşallah.

Kaf (k). Saç tara.dı sözünden alman "tarak" anlammdaki targa.k, "ot kesti" anlamına gelen ot ordı sözünden alınan "orak" anlammdaki orga.k örneklerinde olduğu gibi.

 

Sert kef (k). Kesdi'den alman ve "bir şeyin bir parçası" anlamına gelen kese.k nei), "sararak örttü" anlammdaki eşü.di kelimesinden alman ve "sarınmak için kullanılan örtü" anlamına gelen eşük örneklerinde olduğu gibi.

Yumuşak kef (g). "Canlandı" anlammdaki tiri.ldi sözünden alman ve "canlı" anlamına gelen tirig, (12) ö.ldi sözünden alman ve "ölü" anlamına gelen ö.lüg örneklerinde olduğu gibi.

Lam (l). Bir şey kesildiği zaman söylenen bı.çı.ldı nei) sözünden alman ve "yerin yarıkları" anlamına gelen bı.çgı.l yi.r, "bir şey dağıldı" anlammdaki tan.ldı'dan alınan ve "alaca" anlamına gelen targı.l örneklerinde olduğu gibi. Çünkü "alaca", siyah ile beyazın karıştıktan sonra birbiri içinde dağılması demektir.

Mim (m). "Yaydı" anlammdaki yadtı'dan alman ve "halı" anlamına gelen yadım, "kesti" anlammdaki bı.çdı'dan alman ve "bir dilim kavun" anlamına gelen bir bı.çım kagu.n örneklerinde olduğu gibi.

Nun (n). "Su aktı" anlammdaki suw akdı'dan alman ve "sel" anlamına gelen akın, topra.k yıgdı'dan alman ve "toprak yığını" anlamına gelen yı.gın topra.k örneklerinde olduğu gibi.

Vav (U). Kendisini izleyen bir eş (kelime) olmadan nadir kullanılır. Hayvan süt veya kan emerken kullanılan sordı kelimesinden alman ve "hacamat aleti" anlamına gelen sorgu, "ikamet edilen yer" anlamındaki turgu yi.r örneklerinde olduğu gibi.

Feleğin kutbun etrafında dönmesi gibi bütün lehçeler, işte bu usuller etrafında döner.

Bu ölçü; ikili, üçlü, dörtlü, beşli ve daha fazla harften meydana gelen fiiller için de geçerlidir. Burada ifade ettik; inşallah gelecekte de bunlar üzerinde durulacaktır.

 

KELİMELERİN YAPISINDAKİ HARF SAYISI HAKKINDA

Hafifletilmiş İkililerde sözün yapısı: At "kısrak", er "adam" örneklerinde olduğu gibi.

Üçlü : azuk "yiyecek", yazuk "günah".

Dörtlü : (13) yağmur "yağmur", çagmur "şalgam".

Beşli    : kurugsa.k "mide", kudurga.k "kaftanın iki kuyruğundan biri".

Altılı : kömüldürük "at göğüslüğü", kuduzgu.n "kuyruk altından geçen eyer kayışı".

Yedili : İsimlerde azdır. Zargunçmu. d "bir çeşit reyhan".

                       Yediliyi geçen kelime yoktur.

 

İSİMLERİN FAZLALIKLARI HAKKINDA

İsimlerin fazlalıkları:

Med (uzatma) ve lin (yumuşatma) harfleri'^. Şu örneklerde med harfi vardır: tagar "hububat çuvalı", çawar "yakmak ve tutuşturmak için kullanılan şey".

Şu örneklerde lin harfleri kullanılmıştır: korig "korunan yer", aıig "temiz", anük "hazır", tanük "şahit".

Hemze : adgır "aygır", ışgun "ışgm, ravent".

Nun     : bazga.n "demirci çekici"^^ kazga.n "çöküntü, çukur".

Vav     : torku "ipek", kurgu "hafif ve zevzek adam".

Ye       : kötki "tepe", burkı "asık surat".

Bu yapılarda olanlardan fa‘a:l, fu'^aü, fl^aü, fo^ud, faH:l vezinlerindeki isimlerde, telaffuzda uzatma (lin) harfini düşürmek caizdir. "Kereste" için kullanılan yigaç kelimesini yıgaç şeklinde söylemek de caizdir. Nehir ve vadinin karşı yakası için kullanılan yogüç kelimesini telaffuzda yoguç şeklinde söylemek caizdir. Aynı şekilde korig "korunan yer" kelimesi de kong şeklinde söylenebilir. Kısa olarak söylenen kelime, uzatılandan daha fasihtir. Geri kalanları kitapta inşallah zikredilecektir.

 

FİİLLERİN FAZLALIKLARI VE ONLARIN YAPISI HAKKINDA

Fiiller; ikili, üçlü, dörtlü, beşli, altılıdır. Ayrıca fiiller şu on harfle arttırılır: Elif (A), te (t), rı (r), sin (s), şın (ş), kaf (k), kef (k), lam (/), nun (n), lam-elif (lA) ve ye (I)^. Bunlardan her biri başka bir anlam katar.

Elif (A), tepze.di "kıskandı". "Çorak yer" anlamındaki tepiz'den alınmıştır. Kopza.dı "ut çaldı". Kopuz kelimesinden alınmadır.

Te (t). Fiili geçişli yapar. Tarıg anttı "buğday vesaireyi temizledi". Tön kuruttı "elbiseyi kuruttu". Bunların aslı an.dı "temizlendi" ve kurı.dı'dır.

 

Rı (r). Çoğu durumlarda te (t) ile beraber geçişli fiil yapar. Bardı "gitti" fiilinden barturdı "götürdü". Keldi "geldi" fiilinden keltürdi "getirdi".

Sin (s). Fiilin gösterdiği hareketi yapmak için, dilek anlamında fiile katılır. Süw içisedi "su içmeyi arzu etti", aş yeyisedi "yemek yemeği arzuladı".

Ayrıca fiile yapmacık olma anlamı katar. Hakikatte kendisinde olmayan bir şeyi varmış gibi göstermeyi ifade eder. Ol mendi.n yarma.k alımsındı "o benden para alıyormuş gibi göründü", ol mai)a külümsindi "o bana güler gibi göründü".

Şın (ş). Fiil iki kişi arasında ise ortaklaşma anlamına gelir. Ürdı "vurdu" kelimesinden uruşdı "vuruşdu"; turdı "kalktı" kelimesinden turuşdı (15) "başkalarıyla beraber ayağa kalktı". "Bir kişinin övünmesi, üstünlük taslaması ve iki kişi arasında yarışma" anlamlarını da ifade eder. Bunları yeri geldikçe zikredeceğiz.

Kaf (Şc). Mağlup veya mecbur edilmiş olunduğu zaman mef'ul anlamını verir. Er açı.kdı "adam acıktı". Açlığa mahkum olmaktan bu anlam çıkar. Yılkı yutukdı "Sürü, afetten dolayı yandı, kırıldı". Kaf (k), çoğunlukla sin (s) ile beraber gelir. Er arsıkdı "adam aldatıldı", er soysukdı "adam soyuldu".

Kef (k). Aynı anlamda, kaf'ın karşılığı olarak ince, imaleli ve kef'li kelimelerde kullanılır. Kaçgın er yitsikti "kaçan adama erişildi", ol er bilsikti "adamın ne olduğu bilindi".

Lam (l). Faili olmayan fiillerde kullanılır. Er o.k attı "adam ok attı" - O.k atıldı "ok atıldı"; bö.z tokı.dı "kumaş vb.ni dokudu" - bö.z tokı.ldı "kumaş vb. dokundu".

Nun (n). Başkasmm müdahalesi olmaksızın işi kendisinin yapmasını ifade eder. Ol yarma.kın alındı "o parasını ısrarla kendisi aldı", ol mendi.n tavva.n.n kolundı "o işi ele alarak malını benden istedi".

Lam-elif (lA). İsimlere girip onlardan fiiller yapar. Beg ku.şla.dı "bey kuş avladı". Çünkü, ku.ş isimdir ve böyle bir isim çekime girmez. Lam-elif'le birleştiği zaman tam bir fiil gibi bütün yönleriyle çekime girebilir. Bu çok büyük bir kuraldır, aklında tut. Beg kendde kı.şla.dı "bey şehirde kışladı". Kı.ş isimdir; lam-elif geldiği zaman fiil olmuştur.

Ye (F). Lam (I) ile beraber gelerek yapılmak üzere olan, fakat henüz yapılmamış bulunan fiilleri ifade eder. Ol turga.lı kaldı "o kalkacak gibi oldu, fakat henüz kalkmadı", ol barga.lı kaldı "o gidecek gibi oldu, fakat henüz gitmedi". Kuralları buna göre bil.

 

YAPILARIN BİRBİRİNİN ÖNÜNE ALINMASI HAKKINDA

Önce İkililerle başladık. Sonra üçlüler, sonra dörtlüler, sonra beşliler, sonra altılıları aldık. İçi sükunlu olanları harekeli olanların önüne getirdik. İçi harekeli olanları da harekenin yönüne göre sıraladık. Sonra ziyade olarak başına hemze veya ona uygun bir harf gelen kelimeleri aldık. Daha sonra, fe ve ayın harfleri arasına giren ziyade harfli fiilleri, harekelerinin yönlerine göre sıraladık.’ Sonra da lam'dan (üçüncü harften) sonra ziyade harf alan fiilleri getirdik. Kitapta anlattığım bütün yapılarda tutulan yol budur. Her kitapta isimlerin bütün yapıları da böyledir.

 

HARFLERİN BİRBİRİNİN ÖNÜNE ALINMASI HAKKINDA

Sonlarında be bulunan isimlerle başladık. Sonra Arap sözlerinin yapısına benzeterek ve edebiyatın öncülerine uyarak, elifbedeki, sırasıyla bütün harfleri arka arkaya aldık. Bununla beraber kelimenin başına ve parçalarına da dikkat ettik. Hangi harf hemzeye daha yakınsa, yapıda onu diğerlerine göre öne aldık. Kitapta nesak vavı'nı (bağlama ve'sini) zikretmedik; çünkü onun bu dilde yeri yoktur, böylece bil.

 

KİTAPTA ZİKREDİLMEYEN SIFATLAR HAKKINDA

Bütün baplardan değişik şekillerde, değişik anlamlar için sıfatlar yapılabilir.

Birincisi: İşi seyrek yapan faili gösterir. Bardı er "adam gitti". Bunun faili için bardaçı er "giden adam" kullanılır. Keldi er "adam geldi" - keldeçi er "gelen adam". Bu tür sıfatlar kitapta zikredilmedi.

İkincisi: Fiili sürekli olarak ve sık sık yapan faili gösterir. Ol er ol ewke barga.n. O adamın evine sık gittiğini ve bunu her zaman yaptığını anlatır. Ol kişi ol b.izke kelge.n. "O adam bize sık sık gelir" anlammdadır. Bu tür sıfatlar da zikredilmedi.

Üçüncüsü: Bir işi yapmak niyetinde ve arzusunda olan faili ifade eder. Ol er ol ewke barıgsa.k. "Evine gitmek niyet ve arzusunda olan adam" demektir. Ol kişi ol bi.zke keligse.k. Yani o, bize gelmek arzusunda olan bir insandır. Bu da zikredilmedi.

Dördüncüsü: Hakkı olan işi yapan faili bildirir. Ol ewke barguluk^* erdi Yani, o eve gitmek onun hakkı idi. Bu da zikredilmedi. Oğuzlar bu lam'ı bu anlamlar için bütün baplarda sin'e çevirirler. Ol yiğit bi.zke kelgü.lü.k erdi. Yani, o delikanlının bize gelmek hakkı vardı.’

Beşincisi: Bir işi yapmak üzere olan faili belirtir. Men ewke barı.glı men. Yani, ben eve gitmek üzereyim. Men si.zke keligli men. Yani, sana gelmek üzereyim.

Bütün bu sıfatlar bir fiilden türetilmiştir. Bu ölçüye uyarak bütün diğer fiillerden de bu manalarda sıfatlar türetilebilir.

Fiilin gösterdiği işe maruz kalanı ifade eden mef'ul (edilgen fiillerin partisipleri) de zikredilmedi. Ancak ölçünün geçerli olduğunu göstermek ve halk arasındaki varyantlarm durumunu anlatmak için delil olacağı zaman çıkarılmayıp zikredildi.

Çokluk, teklik, tafdil (sıfatların üstünlük derecesi), tasgir (küçültme) ve gramerdeki diğer baplar da zikredilmedi. Çünkü biz bu konulara başka bir kitap ayırdık ve adını Kita:bu cewa:hiri'n-nabwi fi:-luga:ti't-Türki (Türk Lehçelerinde Gramer Mücevherleri Kitabı) koyduk. Orada bu gramer meseleleri üzerinde inşallah (a. c.) durulacaktır.

 

KİTAPTA ZİKREDİLMEYEN MASTARLAR HAKKINDA

Mastarlar iki çeşittir. Birisi kendi başına müstakil olan mastardır. Bu tür mastar, fiillerde, geçmiş ve geniş zamanla birlikte zikredilmiştir. İkincisi, izafet (tamlama) olmadan mastar olamaz. Bunun içinde durum anlamı da vardır. Bunları mecbur kalmadıkça zikretmedim.

Kendi başına müstakil olan mastarlara örnek: bardı "gitti", ban.r "gider, gidiyor", barma.k "gitmek"; keldi "geldi", keli.r "gelir, geliyor", kelme.k "gelmek".

İzafetle kullanılan mastarlara (19) örnek: Menii) bargım*’ bolsa mai)a tuşgı.l "gitme vaktim gelince beni bul", keyik keligi bolsa okta "yabani hayvan gelince onu vur". Atasözünde de şöyle geçer: Ta.z keligi börkçi.ke "kelin gelişi börkçü dükkanmadır".

 

Bu tür mastarın kuralı, kalın ve kaf'lı kelimelerde kök üzerine gaym (g) veya kaf (k) gelmesidir. Barıg bardı "tam bir gidişle gitti", ol kulın urug urdı "o, şiddetli bir şekilde kölesini dövdü".

Kaf (k) izafet harfiyle beraber gelir. Kef (k) de öyle. Gaym'm yalnız gelebildiği gibi bunlar yalnız gelemezler.

Kaf için örnek: Ami) yorukı neteg "onun yürüyüşü nasıl". Bu tür kaf, gayın'dan çevrilmiş olabilir.

Kef, kefli ve ince kelimelerle gelir: Anı söküg sökti "Ona aşırı bir şekilde küfretti", ol kulın tepig tepdi "o kölesini şiddetli bir şekilde tekmeledi". Bu tür, kuvvetlendirme ve kesinlik için kullanılır. Yüce Allah'ın we кеІІетеШ:һи Mu:sa: tekliımen (Allah Musa ile fiilen konuştu 4-164) dediği gibi.

Kuralları bir sistem içinde dizmek için bu tür örneklerle, bütünü öz olarak vermeyi gaye edindim. İşte işaret ettiğim her ölçü ve koyduğum her temel üzerinde bütün bu lehçeler döner. İleride inşallah bunlar üzerinde durulacaktır.

KITAPTA ZIKREDILEN VEYA ZIKREDILMEYENLER

HAKKINDA DİĞER BİR SÖZ

İslam ülkelerindeki dağ, çöl, vadi, su ve pınar adlarını aldım; çünkü (Türk) lehçelerinde bunlar çok konuşulur ve çok yaygındırlar. Çoğunu da fazla yaygın olmadığı için bıraktım. Kafir ülkelerinde bulunanların bir kısmını aldım; diğerlerinde fayda olmadığı için bıraktım.

Bu dile başka dillerden girenler de zikredilmedi. Aynı şekilde, erkek ve kadın adlarını da almadım. Ancak çok geçen isimleri ve doğrusunu ortaya koymak gerekenlerden yaygın olanları zikrettim.

TÜRKLERİN TABAKALARI VE BOYLARIN AÇIKLANMASI HAKKINDA

Türkler aslında yirmi boydur (qabile). Bunların hepsi, Nuh peygamberin (Allahnıŋ duası üzerine olsun) oğlu Yafes oğlu Türk'e dayanır. Bunlar, İbrahim (Allah'ın duası üzerine olsun) oğlu İshak oğlu İysu oğlu Rum oğulları gibidirler. Bu boyların her birinden ayrılmış dallar vardır ki onların sayısını Allah'tan başka kimse bilmez. Ben ana kabileleri saydım; tali olanları bıraktım. Ancak Oğuz Türkmenlerinin oymaklarını {bufum) ve hayvanlarının damgalarını, insanların bilmesi gerektiği için, zikrettim. Doğu taraflarındaki Müslüman olan veya olmayan her kabilenin coğrafi mevkiini, Rum yakınlarından doğuya doğru sırasıyla beyan ettim.

 

Rum'a yakın boyların (qaba:yU) birincisi Beçenek'tir. Sonra sırasıyla Kıfça.k, Oğuz, Yeme.k, Başgırt, BasmıP Ka.y, Yaba.ku, Tata.r. Kırkız -bu Çin'e yakındır-.  Bu boyların hepsi Rum hizasından doğuya doğru uzanırlar. Daha sonra Çigil, Toxsı, Yağma, Uğrak, Çaruk, Çomul, Uygur, Taıjut, Xıta.y -bu Çin'dir-, sonra Tawga.ç -bu da Maçin'dir-. Bu boylar da güneyle kuzey ortasındadırlar. Bunların hepsini bu daire (harita) içinde gösterdim.

 

(24) TÜRK LEHÇELERİ HAKKINDA

En fasih (doğru) dil; bir dilden başka dil bilmeyen. Parslara karışmamış olan ve başka V' ülkelere gitmeyi adet haline getirmemiş bulunanların dihanTBirisi, iki dil biliyorsa ve şehir halkıyla karışmışsa onun dili zayıflar. Sogda.k, Kençe.k ve Argular gibi. İkinci kısma örnek; Xotan, Töpüt ve bazı Tabutlardır. Bu tabaka Türk ülkelerinde yerleşmiştir. Bunlardan her birinin dilini anlatacağım. Ça.parkalılar (Japonyalılar) uzak olduklarından ve Maçin'le aralarında Büyük Deniz (el-babri'l-a'zam) bulunduğundan onların dili bilinmez.

Çin ve Maçin halkının kendi dilleri vardır. Bununla beraber şehirde oturanları Türkçeyi iyi bilirler; bizimle yazışmaları da Türk yazısıyladır.

Ye'cüc ve Me'cüc halkının dili de, Maçin yakınındaki deniz, dağlar ve set yüzünden bilinmez-.

Töpüt'ün de kendi dili vardır. Aynı şekilde Hotanlıların da kendi dil ve yazıları vardır. Bu ikisi Türkçe bilmezler.

Uygurlar da katışıksız bir Türk diline sahiptir. Bunun yanında kendi aralarında konuştukları ikinci bir dil vardır. Kitabın başında bahsettiğim harften ibaret yazıları vardır; onu yazışmalarında kullanırlar. Uygurların Çin ile birlikte kullandıkları başka bir yazıları daha vardır. Onunla kutsal kitaplar ve resmi belgeler yazılır. Kültürlü olmayanlar bu yazıyı okuyamaz. Kültürlü olanlara ben şehirliler adını verdim.

Göçebelerden (ehlul-ıoeber) Çomullarm kendilerine mahsus gizli bir dilleri vardır; Türkçeyi de bilirler. Aynı şekilde Ka.y, Yaba.ku, Tata.r ve Basmıllarm^ da her birinin kendilerine has bir dili vardır; bunun yanmda Türkçeyi de iyi bilirler.

 

Kırkız, Kıfça.k, Oğuz, Toxsı, Yağma, Çigil, Ugra.k^^ ve ÇarukTarm ortak ve katıksız bir Türkçeleri vardır. Yime.k ve Başgırtların dili bunlara yakındır. Rum'a yakın olan Bulga.r, Suva.r ve Seçeneklerin dili, kelimelerin uçları aynı tarzda düşürülmüş bir Türkçedir.

Dillerin en hafifi Oguzlarmkidir. En doğrusu; Yağma ve Toxsılar ile ta Uygur şehirlerine kadar Etil, Yama.r, Ertiş, I.la vadilerinde oturanlarmkidir. En fasihi ise Hakaniye (Karahanlı) hanlarının ve onlarla münasebette olanlarınkidir.

Bala.sa.gu.nlular Soğdca ve Türkçe konuşurlar. Tıra.z'lılar ve Beyza şehri halkı da böyledir.

İsbicab'dan Balasagun'a kadar uzanan bütün Argu ülkelerindeki halkın dilinde bozukluklar vardır.

Ka.şgar'm Kençekçe konuşan köyleri vardır; şehrin içi ise Hakaniye Türkçesi konuşur.

Rum yakınından Maçin'e kadar bütün Türk ülkeleri beş bin fersah uzunluğunda ve üç bin fersah enindedir; toplam olarak sekiz bin fersahtır. Bunların hepsini, bilinsin diye, yerin şekli olan dairede beyan ettim.

Kaşgarlı burada, daire şeklindeki haritasını kastediyor.

 

LEHÇELERİN FARKLILIKLARI HAKKINDA

Lehçelerin aslında fazla farklılık yoktur. Farklılıklar, bazı harflerin değişmesi veya düşürülmesi şeklinde ortaya çıkar.

Bunun açıklaması: Bütün isim ve fiillerin başındaki ye'ler Oğuzca ve Kıpçakçada elif veya cim'e döner. Mesela Türkler "yolcu"ya yelgin derler, bunlar ise elgin; Türkler "'ılık su"ya yılıg su.w, bunlar ise elif'le ılıg derler. Aynı şekilde Türkler "inci"ye yinçü, bunlarsa cinçü derler. Türkler devenin uzun tüyleri için yogdu, bunlar cogdu der.

Ortada ve sonda bulunan bütün yeTeri Argular nun'a çevirir.

Açıklaması: Türkler "koyun"a köy, onlarsa kön derler. Türkler "fakir"e çıga.y, onlar çıga.n derler. Türkler "hangi şey" anlamında ka.yu nei), onlar nunTa ka.nu derler.

 

Kelimenin başındaki bütün mimTer Oğuz, Kıpçak ve Suvarlarda be'ye döner.

Açıklaması: Türkler men bardım, bu gruplar ise ben bardum derler. Türkler "çorba"ya mü.n, bu grup bü.n der.

Kelimelerdeki bütün teTer Oğuzlar ve onlara uyanlarda de'ye döner.

Örnek: "Deve" için kullanılan tewe'ye onlar deve ismini verirler. "Delik" için kullanılan ü.t'e onlar ü.d derler.

Oğuz lehçesindeki dalTarın çoğu gerçek (şami:m) Türkçede te'dir. "Hançer" Türklerde bügde onlarda bükte'dir. Türklerde "iğde" yigde, Oğuz Türklerinde yigte'dir. Zikretmediklerim de bu ölçü üzerinedir.

Arap fe'si ile gerçek be arasında telaffuz edilen gerçek Türkçedeki her fe (w), Oğuzlarda ve onları takip edenlerde vav'a {v) dönüşür.

Türklerin ew, onların ev dedikleri gibi. Yine Türklerin aw, onların vavTa av demeleri gibi.

Ben kitapta gerçek dildekini yazıyorum. Kallahın (çevirenler) adını verdiğim grupların kelimelerindeki harfleri sen çevir.

Yağma, Toxsı, Kıpçak, Yabaku, Tatar, Kay, Çomul ve Oğuzlar bütün zelTeri (d) ye'ye çevirmekte birleşmişlerdir. Bunlar zeTi hiç kullanmazlar. Bu grupların dışında olanlar kayın ağacına kadıi) bunlar kayıi) derler. "Kayın"a kadın, bunlar kayın derler.

Yine Çigil ve diğer Türklerdeki bütün zelTer; bazı Kıpçak, Yimek, Suvar ve Bulgarlar, Rus'a ve Rum'a kadar uzananlar tarafından ze'ye çevrilir.

Türklerin "ayak" için kullandıkları adak'a bunlar azak derler. Karın doyunca Çigil Türkleri karın todtı derler, bunlar ise ze ile tozdı derler. Diğer isim ve fiilleri bu örneğe göre ayarla. Özetle, Çigil lehçesindeki zel; Yağma, Toxsı, Oğuz ve Çin'e doğru yükselirken bazı Arguların lehçelerinde ye'dir; Kıpçakların ve Rum'a doğru alçalırken diğerlerinin lehçelerinde ze'dir. Bunların her birini yerinde açıklayacağız.

Kelimenin başındaki bütün elif'leri Hotanlılar ve Kençekler he'ye çevirirler. Onun için bunları Türklerden saymıyoruz; çünkü Türkçeye, ona ait olmayan şeyler sokarlar.

Açıklaması: Türkler "baba"ya ata, onlar hata derler; "anne"ye Türkler ana, onlar hana derler.

Rı da lam'a dönüştürülebilir; o, yerinde zikredilecektir.

Ze de sin'e dönüşebilir. Sin de ze'ye. Bu da sonra açıklanacaktır.

            Zaman ve yer isimlerindeki bütün gayın'ları Oğuzlar elif'e çevirirler.

Gidilecek yere Türkler bargu yi.r derler; Oğuzlar onu bara.sı yi.r'e çevirirler. Kalkma zamanına Türkler turgu ugu.r. Oğuzlar tura.sı ugu.r" derler.

Kaf, kef'e dönüşebilir, kef de kaf'a. İnşallah (a.c.) yerinde gelecektir.

Harf değişmeleri hakkında söylenecek şeyler bundan ibarettir. Hazfa (düşürmeye) gelince: Oğuz ve Kıpçak grupları; isimlerin ve fiil devamlılık bildiriyorsa fiillerin ortalarındaki bütün gayın'ları düşürmekte birleşirler.

İsimler için örnek: "Ala karga"ya çumguk denir; onlar çumuk derler. Gaym düşürülmüştür. Türkler "boğaz" a tamgak, onlar tamak derler.

Fiiller için örnek: ol ewke barga.n ol "o devamlı olarak evine gidendir". Oğuzlar bu anlam için bara.n ol derler. Türkler ol er kulını urga.n ol "o adam sürekli olarak kölesini dövendir" derler, onlar ise ura.n derler.

Ayrıca hafifletmek maksadıyla isimlerde kef'i düşürürler; fiillerde de aynı anlamda kullanılan ve gaym yerine geçen kef'i düşürürler.

Bütün Türklerin dilleri bu sistem üzerine kurulmuştur. Geri kalanları örnekler verilirken belirtilecektir.

Kolaylaştırmak ve kitabı kısa tutmak maksadıyla bütün üstün, ötre ve esreli bapları aynı satırda verdim.

Güç ve kuvvet, ancak yüce ve ulu Tanrı iledir.

 

 

 

 

Пікір қалдыру